Enmatrak.Com | Forum-Mp3-Dizi-Divx-Oyun-Eğlence  


Geri git   Enmatrak.Com | Forum-Mp3-Dizi-Divx-Oyun-Eğlence > En Matrak - Kültür - Sanat - Tarih - Biyografi - Şiir > Kültür / Sanat > Ressamlar & Resim Sanatı

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 07-27-2009, 09:36 AM   #1
PATRON
Image and video hosting by TinyPic
 
BozOk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Bulunduğu yer: YOZGAT
Yaş: 30
Mesajlar: 155.927 Konular: 9239

Mood
Meskul

Teşekkürleri: 8
284 mesajına 393 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı : 5000
Rep Puanı : 2147478647
Rep Seviyesi : BozOk Üyeler Senden Rep İsteyecekBozOk Üyeler Senden Rep İsteyecekBozOk Üyeler Senden Rep İsteyecekBozOk Üyeler Senden Rep İsteyecekBozOk Üyeler Senden Rep İsteyecekBozOk Üyeler Senden Rep İsteyecekBozOk Üyeler Senden Rep İsteyecekBozOk Üyeler Senden Rep İsteyecekBozOk Üyeler Senden Rep İsteyecekBozOk Üyeler Senden Rep İsteyecekBozOk Üyeler Senden Rep İsteyecek
Standart Resim ve Bilim İlişkisi

Andre Lhote, "Traite de la Figure" adlı kitabında, resim öğrenimi ile musiki öğrenimi arasında çok ilginç düşünceler yürütür. Resimde bilimin, daha doğrusu sanatla ilgili geniş kültürün önemini olanca açıklığı ile anlatan bazı parçaları çevirip bu bölüm başına koymakta fayda bulduk.

Mozart'dan bugüne, diyor Andre Lhote, yüzlerce çocuğun, çok erken yaşlarda, şaşılacak kadar olgun bir musiki kabiliyeti gösterdikleri, bilgileri, kültürleri daha gelişmeden kompozisyon alanında kuvvetli eserler başarabildikleri biliniyor. Bu olay, yalnız olağanüstü kabiliyet gösteren küçük "dâhi"lerde değil, daha ilkokul çağındaki çocuklarda da rastlanır.
Bu nedendir?

Müzik sanatı, kompozisyon yapmak isteyene, kesin olarak nizamlandırılmış bir takım temeller sunar. Musikinin şaşmaz ilkeleri bu sanata çalışmak isteyene sağlam, güvenilir temeller sağlar. Piyano, klavyesine basınca bir takım sesler çıkaran bir nota topluluğu olduğu gibi, musiki temelleri de peşin düzenlenmiş, kanunları kesin olarak ayarlanmış bir disiplinler topluluğudur. İçgüdüsünün itişi ile musiki sanatçısı olmak isteyen çocuk yada genç, bocalamadan ilerlemesini sağlayacak bu disiplinlerden faydalanır. Gençlerin daha pek erken çağlarda musiki alanında başarı sağlamaları, hiç değilse yarı yarıya, bu disiplinlere dayanır.
Müzikte kapris, hayal gücü, fantezi ne kadar da gelişmiş olsa bunlar, armoni'nin, solfej'in, kontröpuan'ın şartlarına esir olmaya mahkûmdur. Sanatçının, musiki örgüsü dışına çıkması imkânsızdır.

Bu demek ki kompozitör, eserini, peşin kesinleşmiş bir takım kanunların hizmetine verecektir. Müzik sanatındaki kesin disiplinler sayesinde genç besteci rasyonel bir şekilde çalışıp gelişecek, günün birinde öğrenmiş, hazmetmiş olduğu kuralları kendi sanat mizacının kalıbına uydurarak orijinal eserler verecektir.

Eğer genç ressamın eline, diyor Andre Lhote, daha başlarken, musiki temelleri kesinliğinde temeller verile bilse idi ,bugüne kadar yüzlerce "dâhi" ressam çocuk yetişirdi. Oysa, resim sanatının, daha doğrusu bütün plâstik sanatların kesin kuralları var olmakla beraber bunlar, musiki kuralları gibi "hazır" değildir. Uzun, yorucu bir el ve kafa çalışmasıyla ve birer birer elde edilirler. Resme yeni başlayan genç resim "gramer" inden habersizdir. Resimde ne piyanonun hazır klavyesi, ne kemanın telleri vardır. Deseni, tabiat karşısında uzun, dikkatli etütlerden sonra, rengi, palet üstünde, teorik bilgilerin yardımıyla kavrayabilir. Üstelik bu renklerin kimyevi terkiplerini bilmek, tehlikeli boyaları da kullanmamak gerektir. Yakın tarihlere kadar ressamın geometri, matematik, anatomi, perspektif bilmesi şart koşulurdu. Kompozisyonlarının geometrik bir düzene vurulması şart olduğu gibi çizdiği vücutların anatomik karaktere uyması da gerekti. Resmin araçları yaygın, çeşitli idi. Yağlı boya, sulu boya, pastel, fresk, gravür, tahta, bakır oyma gibi kollarda usta olmak gerekti.

Bütün bunlar yanında ilk bakışta kişiyi şaşırtan olaylar var. Bunlara öncelikle çağımızda rastlanıyor. Eline sulu boya kutusu verilen çocuğun çok kere olgun ressamları şaşırtan renk kıymetleri, âhenkleri başardığı, desen ve kompozisyon alanında da çok cesaretli istifler, deformasyonlar yapabildiği görülmüştür. Bazı büyük ressamların çocuk resimlerinden ilham aldıkları da oldu. Bir çok memlekette ilkokul çağındaki çocukların -sınıfın hiç değilse dörtte biri nispetinde- olgun ressamların uzun araştırmalardan sonra buldukları renk âhenklerini bir oturuşta başarıvermeleri incelenecek bir olaydır. İçgüdünün etkisiyle kıvama ermiş görünen çocuk resimleri, uzun, yorucu bir çalışma süresinin faydasızlığını akla getirebilir.

Ne var ki, çocuğun bu başarısı zamanla kaybolur. Sekizle on iki yaş arası en güzel yemişlerini veren çocuğun resim başarısı, bilgileri arttıkça, düşünüş mekanizması kristalleştikçe yavaş yavaş söner. İçgüdünün yerine işlemeye başlayan bilinç, görüş tazeliğini silmiş, yerine normal kişinin harcıâlem ölçülerini getirmiştir. Bu olay bizi şu gerçeği kabul etmek zorunda bırakıyor: çocuksu içgüdüden kurtulmuş kişi, sağlam bir sanat yapmak istiyorsa, o sanatın kurallarını, estetiğini, tekniklerini sabırla öğrenmek zorundadır.

Sanat kültürünün bütününe Us-Akıl diyebiliriz.
Büyük sanat çağlarında sanatçılar, ancak kendi kollarının kültürüne tam olarak vardıktan sonra büyük eserler verebilmişlerdi. Eski ustalar hiç bir çalışmayı rastlantıya bırakmamış, hiç bir büyük işe rasgele başlamamışlardı.

Eski sanat çağları arasında bize örnek olacak başlıca çağ İtalyan Rönesans'ıdır. Dört yüz yıla yakın bir süre içinde doğup gelişen bu akım, ressamların olgunluğa varmak yolunda ne gibi bilgiler edinmeleri gerektiğine ölmez bir örnektir. Rönesans'ta genç ressamın olgunluğa varmak için ne gibi evrelerden geçtiğini düşünelim.

O çağlarda, bugünün sanat okulları, akademileri yoktu. Genç öğrenici bir ustanın atölyesine çırak olmak zorunda idi ve çıraklık uşaklıkla başlardı. Yeni öğrenici akşam olunca atölyeyi süpürür, siler, paletleri, fırçaları temizler, tuvalleri gerer, hazırlardı. Büyük mermer tezgâh üstündeki toz boyaları yağla ezer, kavanozlara koyar, ustanın, kendinden büyük öğrenicilerin çalışma araçlarını hazırlardı.
Yeni öğrenici bir yandan bunu yaparken bir yandan da resme çalışırdı. İlkin heykellerden kara kalem, füzenle desenler çizerdi. Vücut ölçülerini iyi bellemeyi, nispetleri tam olarak ayarlamayı öğrenirdi. Bu çabasında anatomiye çalışması, kemiklerin, adalelerin yerlerini, insan vücudunu inceden inceye bellemesi gerekti. Bir süre böylece heykeller, canlı modeller üstüne çalışıp başarı gösterdikten sonra genç öğrenici ustanın çokluk atölyesinde bulundurduğu kadınlı erkekli canlı modellerden resim etütleri yapmaya başlardı.

Rönesans'ın resim atölyeleri, usta sanatçıların bilimle tekniği -kültürle zanaatı- nasıl bağdaştırabildiklerine örnektir. Sanatçı bir yandan anatomi, perspektif, mimarlık bilgisi, geometri ve matematik, felsefe, Yunan mitolojisi gibi bilimlere çalışırken, bir yandan da tuval germe, hazırlama, boya ezme, yağları, vernikleri ayarlama gibi resmin işçiliği ile ilgili bilgilere sahip olması gerekti.
Gösterdiği başarıya ayarlı bir süreden sonra, - bu çalışmalar yıllar sürebilirdi - genç sanatçı ustaya yardım hakkını elde etmiş bulunuyordu. On dokuzuncu yüzyıldan bu yana alışılan orta ve küçük çapta tablolara kıyasla Rönesans devrinin anıtsal yapıtları göz önünde tutulmazsa bu yardım sözüne şaşılabilir. Sanat plânında çırak ustaya nasıl, neden yardım eder gibi bir soru doğar içimizde. İtalya'yı baştan başa kaplayan kiliseleri, sarayları ve türlü yapıları, o yapıları süsleyen koca koca duvar resimlerini düşünecek olursak böyle büyük çapta eserlerin ancak ekip çalışmalarıyla meydana getirilebileceğini anlarız.

On, on beş metrelik bir duvar tablosu, yada bir fresk siparişi alan usta bu işi ancak çırak ve öğrencilerinin, yada yetişkin ressamların yardımı ile başarabilirdi. Hele sürüldükten bir kaç dakika sonra kuruyu veren, tutkal ve yumurta akı ile hamur edilmiş fresk boyalarının büyük bir çabuklukla işlenmesi gerekti.
Rönesans çağında Raphael gibi, Tiziano, Tintoretto gibi büyük ressamların atölyeleri irili ufaklı yüzlerce tabloya çalışılan yerlerdi. Ressamlar bir yandan kilisenin, bir yandan sarayın, zenginlerin siparişlerini yerine getirmek için kalabalık yardımcı ekiplerini çalıştırmak zorunda idiler. İşte, gençler için ideal okul bu ekip çalışmaları, büyük bir ustanın atölyesinde geçen toplu çaba yılları idi.
Artık genç sanatçıyı, yetişmiş, resmin tekniğini iyiden iyiye kavramış olarak ustanın tablosu önünde düşünebiliriz. Usta taslakları yapmış, proje ve maketleri düzenlemiştir. Genç ressamın ustaya yardımı, önemsiz kısımlara çalışmakla başlamıştır. Örneğin, ilkin hafif hafif, sulu, şeffaf katlar halinde sürülmesi gereken kısımlar örtülür. Paha sonra yer, gök, figürlerin elbiseleri boyanır. Böylece hazırlanan tabloya usta artık el koyabilir, çabuk bitirebilir. Genç ressam onun tarzını, tekniğini öyle benimsemiştir ki usta tablonun ötesine berisine dokunmak, en nazik kısımlar olan yüzleri, elleri işlemekle yetinebilir.

Rönesans sanatçıları genel olarak evrensel kültürlü kimselerdi.
Ortaçağın yobazca din duygularına, mistik inançlarına karşıt büyük bir devrim başaran Rönesans sanatçıları, daha on beşinci yüzyılda eski uygarlıkların sanatına, felsefe ve düşüncesine merak sarmışlardı. Sanatçılar, hele ressamlar, din konusundan başka konuyu ele almak istemeyen Ortaçağ adamlarına karşıt, Yunan mitolojisini incelemeye başlamış, çok Tanrılı olan bu Mitolojinin temalarını, konularım tablolarına işlemişlerdi.

İtalyan Rönesans'ı özellikle insan üstünde durmaya başlamıştı. İnsanın ruhu kadar vücudu da ressamları ilgilendiriyordu. Eski Yunan heykeltıraşlığına bunca büyük eser kazandıran kadın vücudu ön plâna alınmıştı. Rönesans ressamları, dinî resimlerde bile çıplak kadın vücudunu serbestçe işlemekten kaçınmıyorlardı. Ortaçağ heykel ve resimlerinde göze çarpan ince bacaklı, şişkin karınlı kadın vücutları yerine eski Yunan heykeltıraşlığından ilham alan dolgun vücutlar, denkli ölçüler plâstik sanatı zenginleştiriyordu.
Ressamlar genel olarak bilime büyük önem veriyorlardı. Heykeltıraş olsun, ressam olsun, yazar, düşünür olsun Rönesans adamlarının en belli karakteristiği, bir bölümde ihtisas yapmakla yetinmeyişleri idi. Bu çağ sanatçıları, sanatta olduğu kadar bilimlerde de usta idiler. El ustalığına büyük önem verirlerdi. Çoğunun sanat öğrenimine kuyumculukla başlaması ilgi çekecek bir özelliktir. Kuyumculuk, yavaş işleme, sabır, dikkat, ama aynı zamanda el çabukluğu ister. Sanatçı gözü ve eliyle, daha doğrusu on parmakla işler. Bu tutum kuyumcuya el elâstikiyeti verir. (Altını, gümüşü işlemek, kıymetli taşları yontmak, incecik halkaları birbirine bağlamak, bileziklerin, yüzüklerin, kolyelerin o gözle görünmeyecek kadar küçük parçalan ile oynamak kuyumcunun elini işletir ve zevkini inceltir. Bu, bir bakıma, resim çalışmasına ideal bir başlangıçtır.
Primitif dediğimiz Rönesans'ın ilk devirlerinde ressamların böylece kuyumculuğa, dekoratörlüğe de çalıştıkları görülmüştü. Boticelli ve Leonardo da Vinci ile başlayan klâsik devirde sanatçılar, evrensel bir kültürü kendilerine mal etmeye çalıştılar. Bilindiği gibi, Leonardo ressam, heykeltıraş, mimar, mühendis, mekanik uzmanı idi. Bilimin bütün kollarına merak sarmış, o çağa göre her biri birer devrim olan buluşlar başarmıştı.
Michel Angelo'da aynı vasıfları görüyoruz. Roma'nın birçok mimarlık anıtı, bu büyük ressamın çizdiği plânlara göre yapılmıştır. Michel-Angelo aynı zamanda duygulu bir yazar, bir şairdi.
Ressam olsun, düşünür, yazar olsun, hemen hemen bütün Rönesans adamlarında aynı Ümanizma ruhunu, aynı bilgi edinmek isteğini, bilgiyi ve düşünceyi tek koldan değil, birçok koldan yürütmek hasretini görüyoruz. Rönesans adamlarında pek belli olarak kendini gösteren özellik, eski uygarlıkları inceleme, bilim yolu ile insanı yükseltme, dar, kapalı bir din çemberinden kurtularak insan güzelliğini sanatta yaşatmadır.
Bu bakımdan Rönesans'ı, bugüne kadar süren klâsik bir anlayışın temeli kabul edebiliriz. On sekizinci yüzyıldan sonra kurulan Akademiler, sanat okulları, Rönesans'ın kurduğu klâsik çalışma programını yaydılar. Sanat tarihi, geometri ve perspektif, estetik, anatomi, -vücut bilgisi- gibi dersler; ressamın bilim sermayesini zenginleştirecek elemanlar bilindi. Akademilerde, sınav sırasında gençlere verilen konular, hep tarihten, Yunan mitolojisinden seçildi. Atölye çalışmalarında canlı modelden çizilen etütlerin anatomi kurallarına uygun olması şart koşuldu. Genç ressamların tabiatı incelemeleri, canlandırmaları faydalı bulundu.
Büyük ressamların evrensellik özelliği Rönesans’la bitmiş olmadı. Sanatçının aynı zamanda bir bilim ve fikir adamı da olması gerektiği artık kökleşmişti. Sanat yapısının ötesinde kalan bilim kollarının gitgide genişleyerek insan ömrüne sığmayacak kadar dal budak salması, sanatçının gücü üstüne çıkıyordu, ama ressamlar, yine kendi kollarının çerçevesiyle yetinmediler. Ressamlar, yaşadıkları çağların fikir hareketlerine uyup, çoğu düşünür, yazar olarak da ün saldılar.
Örneğin, Yunan düşünce ve estetiğini benimseyen Louis David, Jean Dominique İngres, estetik meseleleri büyük bir yazara has üslûpla inceleyen Eugene Delacroix, Fromentin, sanatçıda evrensel kültürün temsilcileri sayılabilirler.
Bu örnekleri sınırsız sıralayabiliriz. Empresyonizmden bugüne ressamların kültür plânında ne kadar geliştikleri biliniyor. Ressamlar, çağlarının yalnız fikir hareketleriyle değil, fen ve mekanik gelişmeleriyle de ilgileniyorlar. Empresyonizmden soyut sanat akımlarına resmin bilimsel araştırma ve buluşlarla yakından ilgili olduğu, onlara paralel, onlara uygun çeşitli tarzlara büründüğü görüldü.
Rönesans'tan bugüne süregelen bu gelişmeler, ressamı, Ortaçağa has dar din çemberinden, kişiyi duygularından uzak tutan mistik çerçeveden kurtarıp evrensel bir tip olarak yoğurdu, çağının fikir ve aksiyon hızına kattı, toplum hayatının hamarat ve etkin bir elemanı olarak meydana getirdi.
Hiç şüphesiz, ressam sadece bir bilim adamı, bir düşünür değildir. Buna ömrü yetmez. Yukarıda belirttiğimiz gibi bilim kolları derinlemesine o kadar gelişmiştir ki, bu kolların teki üstünde durmak bile kişi ömrünü aşar. Bu bakımdan çağdaş ressamın, Rönesans anlamında bir evrenselliğe kavuşması imkânsızdır. Bu böyle olmakla beraber, uygar dünyanın sanatçısının her bilim koluna az çok uyanık olması gerekir.
Bu uyanıklık, ressamın sanat gücünü pekiştirecekti. Resim sadece bir el ustalığı olsa, değerli ressam olmak için güzel çizgiler çizmek, uygun renk âhenkleri bulmak yetse; kültür gerekmezdi. Ama ressamı, mesleğinin teknik bilgileri yanında, kişiliğini dış âleme katan bir düşünür olarak da kabul etmemiz, onu öyle bilmemiz gerekir. Ressam, Zola'nın tarifince, tabiatı "kendi süzgecinden" nasıl geçirecektir kültürsüz, düşüncesiz, bilimsiz? Başlarken büyük kabiliyetleri olan, tekniği iyi kavrayan, teknikle bütün güçlükleri yenebilen, ama kültürce gelişmedikleri için uzun yada kısa bir süre içinde gitgide silinip hızlarını yitiren, sonunda gençliklerinin renksiz bir gölgesi olarak eskiden öğrendiklerini tekrarlamakla yetinen nice ressam var.
Bu büyük tehlikeyi önleyecek tek çare; genç ressamın, sanat hayatının daha başlangıcında, durmadan kültürünü arttırmaya çalışmasıdır. Düşünme, yorumlama gücünü arttıran kültürdür. Onsuz sanatın, resmin kaderi, teknik cambazlıklar içinde bocalamaktır.
Kültürün gerçek olanı, bir de yalancısı var. Yalancı kültür, kötü bir madde üstüne vurulmuş vernik gibi kısa bir süre parlar, aldatır. Çağımız, sahte teknikler, sahte kültürlerle dolu. Ümanizma kaygısı böyle yalancılıklardan uzak, gerçek kültüre bütün benlikleriyle inananları doğru yola götürecektir.
Bilimin, aklın, kültürün çağımız sanatında da ne büyük rol oynadığını önemle hatırlamamız gerek. Şüphesiz, Rönesans'ta, bilim adamı olmak bugünden kolaydı. Ortaçağın sadece mistik, körü körüne dinsel inançlara yer veren karanlık süresinden sonra bilim kollan araştırmalarına yeni başlanmıştı. Rönesans, sanat ve bilim adamlarının prototipi olan Leonardo da Vinci'nin ressamlık, mimarlık, mühendislik, idrorlik, fizik, kimya, havacılık gibi birbirinden çok ayrı bilim kollarına merak sarması, bunların hepsinde başarılı sonuçlara varması elbette küçümsenemez. Leonardo'nun dehası araştırmalarını yürüttüğü her alanda yaşadığı çağa göre çok ileri teoriler kurmaya, bunları pratik alanda da tecrübe etmeye muvaffak olmuştu.
Ama Ümanizma fikri, bilim sevgisi Rönesans'ta bir "tutum" olarak kalmaya mahkûmdu. Bu tutum Ortaçağ mistisizmasın dan çok daha geniş, her şeye merak saran, her şeyi öğrenip bilmek isteyen yeni bir çağı açmaya yetecek çapta idi. İnsanlık din çemberinden kurtulmuştu. Din var olmaya devam ediyordu ama, Allah’a, İsa'ya, Meryem'e inanmak eski uygarlıklar üstüne eğilememek, başka dinleri inceleyememek demek değildi.
Bu bakımdan Rönesans adamları, bilimsel araştırmaları sanat çalışmaları ile denkli yürütmeyi başarabilmişlerdi.
Rönesans'ta bir bütün, bir "kül" olarak ele alınıp incelenebilen bilim kollan gitgide öylesine genişlediler ki, bunları kucaklamak, insan gücünü aşmış oldu. Sonuç olarak sanat araştırmaları ile bilimsel araştırmalar ikiye bölündü, sanat adamı ile bilim adamı başka başka alanlarda çalışmaya başladılar.
Bilim kollarının her biri ayrı ihtisas gerektirecek kadar derinleşmesi, gelişmesi sanatçıları bilimden büsbütün ayırdı mı? Ayırmadı, sadece sanatçının bilime karşı bambaşka, yeni çağlara daha uygun bir tutumu meydana geldi.
Çağdaş ressam, eski devirlerde olduğu gibi, ustanın atölyesini silip süpürmüyor, anatomi, perspektif öğrenmiyor, büyük işlerde yardımcı olarak kullanılmıyordu. Bu bakımdan çıraklık devresi, başlangıç çalışmaları klâsik çağların sağlamlığından yoksundu. Usta - Çırak gelenekleri yitirilmişti. Genç ressam, kişiliğini çok daha çabuk bulmak, göstermek zorunda idi. Klâsik atölyelerde yürütülen formüller, teknikler bırakılmıştı. Genç ressamın, öğrenicinin çalışmasını kolaylaştıran reçeteler tarihe karışmıştı. Bu durum karşısında genç sanatçı ne hazır formüller, reçetelerden faydalanabiliyor, ne de artık iyiden iyiye dallanıp budaklanan bilim kollarını top yekûn kucaklayıp inceleyebiliyordu.
On dokuzuncu yüzyıldan bu yana, çok değişen çalışma ve yetişme şartları çağdaş sanatçıyı kendiyle baş başa bıraktı. Usta atölyelerinin yerine Akademiler, sanat öğrenimi yapan okullar, enstitüler açıldı. Öğrenici yetiştiren ünlü sanatçılar, Rönesans çalışma sistemlerini diriltemediler.
Böylelikle kaderiyle baş başa kalan çağdaş sanatçı kendi kendini yetiştirmek zorunda kaldı. Bir bakıma teknik güç eski önemini yitirmişti. Eski ustaların fırça kudreti yerine, estetik ve teknik yönlerden "buluş" 1ar aranıyordu. Her sanatçı yeni bir dünya görüşü getirmek zorunda idi. Bir ustanın estetiğini, tekniğini tekrarlamak faydasızdı. Ressam, kendinden önce gelenlerin sözlüğüne yeni bir söz katmak zorunda idi.
Bu zor, Rönesans'ın Ümanist ressamı yerine, yepyeni bir tip yaratmış oldu: Genel bilim yerine, yeni biçimler, yeni teknikler bulma kaygısını güden tip. Empresyonizmden bugüne çağdaş sanatı egemenliği altında tutan bu kaygının gösterilerine bütün modern akımlarda şahit oluyoruz.
Şüphe yok ki, bugünün ressamı eski ressamdan çok fazla çağının problemleri ile ilgili. Müspet bilimlerin bugüne kıyasla emekleme devrinde bulunan Rönesans'ta sanatçının sanatından başka bilgiler edinmesi rahat bir çaba oluyordu. Bu bakımdan "evrensel adam" tipine Rönesans'ta, yada o devirden önce başka uygarlıklarda sık sık rastlamak mümkün oluyor. Buna karşılık, özellikle on dokuzuncu yüzyıldan bu yana gittikçe derinleşen bilim kollarının zorluğu karşısında yaratıcı zümre, sanatçı ve bilimci olarak ikiye bölünmüş oldu. Şu var ki, sanat bugün, eski çağlardan çok daha fazla hayat içinde, hayat kavgaları içinde. Son yarım yüzyılın ideolojik kavgalarında sanatçının da sesi var. Kendi isteği, yada bağlı bulunduğu rejimlerin zoru ile sanatçı, toplumunun prensip ve amaçlarını dile getirmeye görevlendirildi. İdeolojik bakımdan tarafsız da kalmış olsa, çağımız sanatçısı toplumun meselelerinden uzak kalmadı, payına düşen kavgayı küçümsemedi.
Bütün bunlar, şüphe yok ki, bu bölümün konusu olan bilimle ilgili. Bilim ise çağlara, bu çağlan karakterize eden fikir akımlarının gidişlerine ayarlı. Kültür bütünlüğünü sağlayan bilim kollarına yabancı kalmak, çağının fikir akımları arasında kendi bünyesine en uygun olanı seçerek ona göre davranmak, toplumunun çalışkan, hamarat bir elemanı olarak hayata katılmak gerçek sanatçının ödevidir.
__________________
[Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye olmak için tıklayınız...]
[Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye olmak için tıklayınız...]
BozOk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
bilim, resim, ve, İlişkisi

Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bilim, Etik ve Eğitim İlişkisi Üzerine aLemadaM. Mühendislik / Mimarlık / Peyzaj Mimarlığı 0 04-17-2009 05:54 PM
Nobel Bilim Ödülleri ve Bilim Adamlarının Kısa Hayat Hikayeleri ►KÃÑÅRYÂ◄ Felsefe / Psikoloji / Sosyoloji 0 12-09-2008 04:41 AM
Modern Kimyanın Doğuşu / Bilim Tarihi / Bilim ►KÃÑÅRYÂ◄ Matematik / Bilim 0 12-08-2008 11:55 PM
Evrim Kuramı Bağlamında Bilim Karşıtlığı, Çarpıtmacılık ve Bilim İnsanının Sorumluluğ ►KÃÑÅRYÂ◄ Matematik / Bilim 0 12-08-2008 10:38 PM
Bilim, Bilim İnsanı ve Bilimsel Etik-Pedagoji ►KÃÑÅRYÂ◄ Pedagoji / Staj & Ders Notları 0 12-08-2008 06:01 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:49 AM .


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
www.enmatrak.com
Şahıs Ve Kurumlara: Sitemiz Forum sitesi olup insanların bilgi paylaşımına ve mesajlaşmasına olanak sağlamaktadır. Bizler enmatrak.com'un yöneticileri olarak bu işi dostluk adına yapıyoruz. internet sitemizden hiçbir kazanç elde etmiyoruz ve etmiyeceğiz. Sitemizde sadece ve sadece yardım kuruluşlarının reklamlarına yer verilecektir .. Bu nedenle sizleri rahatsız eden, telif hakkı sizlere ait olan konuları ve kurallara aykırı gördüğünüz mesajları bizlerle paylaşınız. En matrak olarak bizlere ihbar edilmeden adli kurumlara yapılan şikayet ve suç duyurularında gerekli tüm belgelerle , derdini anlatma gereği duymadan bildiğini okuyan kişiler ve kurumlar hakkında işlem başlatacağız. Tüm bilgileri ve tüm mesajları kontrol etme gibi bir olanağımız olmadığından derdini anlat derman olalım yöntemini hizmet edinmiş durumdayız.Lütfen soru ve sorunlarınızı özel mesajla forum adminlerine veya matrakhukuk@gmail.com adresine bildiriniz.En kısa sürede gerekenler yapılacaktır Saygılarımızla.
Zirve100 Site istatistikleri
Zirve100 Toplist

Zirve100 Toplist